CAM VE KATKI MADDELERİNİ KİM İCAT ETTİ
O günlerin camları
kaba ve az saydamdı, fakat yine de ev yaşamında gerçek birdeydi
yarattı. Pencerelere yağlı kâğıt panolar yerine cam geçirildiğinde,
evler ilk kez aydınlandı.
Gözlük de bu dönemin icadıdır. Venedik
Cumhuriyeti’nde gözlük yapımcılarıyla ilgili bir yasa yayımlanmış
olduğuna göre; (1284) bu icadın 1280 dolaylarında gerçekleştirildiğini
kabul edebiliriz.
Camın yayılmasıyla, “Bilimin yaratılmasında
gerekli koşul olan deneysel yöntemin hareket üssü” diyebileceğimiz
astronomik gözlük ve mikroskobun icadına yol açmıştır.
Dünyanın en
ünlü cam imalât hanesi haline gelecek olan Venedik yakınında
Murahö’daki fabrika, XII,-XVIII. yüzyıllar arasında saydamlık,
şekillerindeki zariflik, renklerindeki canlılık ve kusursuz pazarlık
bakımından eşsiz kristaller.üretilmiştir. Oradaki ustalar,
yöntemlerini büyük bir kıskançlıkla gizli tutmaktaydılar. Ama arada
kendi hesaplarına bir “Venedik camları imalâthanesi” kurdukları da
olurdu. Bu olayların özellikle XV. yüzyılda çoğalması, Venedik
Cumhuriyeti’nin çöküş nedenlerinden biri olmuştur.
Gotik
katedrallerde hayranlıkla seyredilen Fransız camcılığının ürünleri
olan vitraylar da da Ortaçağ’dan kalmadır. Bu zanaat. XII. yüzyılda en
olgun dönemine ulaşmıştır.
Vitray, kurşundan bir ağla tutturulan
renkli camlardır, cam ve boyalı maddelerin bileşim oranları gizli
tutulmaktaydı. Sözgelişi; mavi, kobalt oksidiyle; koyu yeşil, bakır
dioksidiyle ve çeşitli kırmızılılar da manganez dioksidiyle elde
edilirdi. En küçük bir renk değişikliği, ayrı bir kurşun bölmeyi
gerektirirdi. Bu dönemin zanaatçıları üstün bir mükemmeliğe
eriştirmişler-di; büyük düzenlemelerin renkli ışık demetlerini
inanılmaz bir ustalıkla işlemekteydiler. Bunu günümüzde Paris’teki
NotreDame, Chartres ya da Bourges katedralleri kanıtlamaktadır.
Bu
“mükemmellik” tutkusu ve akıl almaz sabır örneği, hemen her Ortaçağ
zanaatında göze çarpar. Çalışmalarının aylarca, yıllarca sürmesini
umursamayan tezhipçilerin, minyatürcülerin ve ciltçilerin eserlerini
bir gözlerimizin önüne getirelim… Unutmamalı; yağlıboya tablo da o
dönemle Van Eyek’le (1429) başlamıştı.
I898Me Saone-et-Loire’de bulunmuş olan en eski Avrupa ‘tahta oyma’sı (Bois Protat) 1370′den kalma bir eserdir.
Tekniğin
sanatı desteklediği alanlarda; sözgelişi, çömlekçilikte, Doğu’nun
katkısı büyük oldu. Batı, yalnız adi kili bilirdi. Bunu, üstü sırlı
olsun diye, ya 1.200 derece ısıda pişirdi (gres) ya da daha az ısılda
pişirip üstünü sırladı (fayans). XIII. yüzyıl İspanyol
seramikçilerinin elinde, sonra da 1443′te Fioransalı heykeltraş Luca
della Robia sayesinde fayans, altın pırıltılı güzel bir seramik halini
alacak ve Rönesans’ta en “mükemmel” biçime ulaşacaktır.
Çin’de
yirmibeş yüzyıl öncesinden beri kaolin kullanılmaktaydı. 1.500
derecede ısıda pişirilen bu kil su geçirmez ve saydam bir maddeye
(perselen’e) dönüşüyordu. X yüzyıldan başlayarak Çinliler porselenden
benzersiz eserler meydana getirdiler. Bunları XV. yüzyılda
Portekizliler ve Hollandalılar. Avrupa’ya yaydılar.
Çini mürekkebi
de Batı’ya Çin’den gelmiştir. Güney Moğolistan’da ve Kore’de ele
geçen bazı kalıntıların Han dönemi; yani, M.Ö. 206 yılı eserleri
oludğu anlaşılmıştır. Bin yıl sonra Song soyu döneminde Çin sanatı
gümüş, altın, sedef ve çini mürekkepleri kullanmaya başlamıştır. Çini
mürekkebi ve porselen, Kutsal tmparatorluk’un Batı’ya tek armağanı
olmamıştır. M.S. 1. yüzyılın başlarında Çin’in dünyaya sunduğu ipek,
Araplar aracılığıyla Avrupa’ya akan önemli bir ticaret eşyası olmuştur.
Doğu’nun
Batı’ya armağan ettiği lüks eşyalara halı’yı da eklemek gerekir.
Halıcılık; önce Orta Asya’-daki göçebe toplumlarda başlamış, sonra da
oradan İran’a geçmiş ve ıran halı sanatı da Arap egemenliği döneminde
doruğuna erişmişti. Daha sonra yine Araplar aracılığıyla İspanya’ya
giren halıcılık orada» da Avrupa’ya yayılmıştır.
